David Mitchell ve 'Utopia Avenue'

08/12/2020

Tam hatırlamıyorum ama 2003 civarı olmalı. Haklarında pek bir şey bilmeden merak edip aldığım iki romanı arka arkaya okudum.

İlki, Murakami'den Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu'ydu. (Çevirisinde kullandıkları isim bana çok yanlış geliyor, o yüzden başını kırpıyorum.) Murakami o zamanlar kendi ülkesi dışında pek tanınmıyordu, ABD'de yıldızı parlamaya daha yeni başlamıştı. Romanı elimden bırakamadım. Beni en çok etkileyen, "normal" edebiyatla polisiye, fantastik, bilimkurgu gibi türler arasında bu kadar zahmetsizce, hiç kafaya takmadan gidip gelmesi oldu. Bir de anlatımındaki sadelik. 

İkincisini, Amazon'un "onu sevdiyseniz bunu da seversiniz" algoritması tavsiye etti. David Mitchell adında, hiç duymadığım bir yazarın 9. Rüya isimli romanıydı. Hikaye Japonya'da geçiyor diye hiç düşünmeden aldım. Sonradan Mitchell'ın bir süre Japonya'da yaşayıp İngilizce öğretmenliği yaptığını ve bu romanında Murakami'nin tarzından ilham aldığını öğrendim. Henüz Bulut Atlası'nı yazmamıştı, Hayalet Yazılar'dan da benim haberim olmamıştı.

David Mitchell kitaplarından bazıları

Roman yazmaya demiyorum ama yazmayı denemeye sanırım bu iki kitabı okuduktan sonra kesin karar verdim. Başka yazarların da hayatında bir eşik vardır belki, benimki buydu. 

*** 

Yıllar sonra Murakami bana eskisi kadar ilginç gelmemeye başladı fakat David Mitchell en sevdiğim yazar oldu. Bunu kamuya açık ortamlarda söylemeye çekiniyorum çünkü "en sevdiğim yazar" son derece kişisel bir tanım. En iyi yazar olduğunu iddia etmiyorum, "en iyi" ne demek onu da bilmiyorum zaten. 

Son romanı, Utopia Avenue'yu çıkar çıkmaz sipariş etmiştim. Kargo gelince paketi açıp sayfaları biraz kokladım, sonra tek bir satır okumadan yüksek bir rafa kaldırdım. O sırada Atmaca'yı bitiriyordum ve kendi yazdıklarımı düzeltirken başka romanlar okuyamıyorum, beynim kilitleniyor. Sonunda işim bitti ve çıkacağını duyduğumdan beri neredeyse bir buçuk yıl dört gözle beklediğim romanı geçenlerde okudum. Okurken David Mitchell hakkında objektif olamayacağımı bir kez daha anladım. Ne yazsa hayran kalıyorum, azıcık beğenmediğim bir bölüm çıkarsa onu da birkaç dakika içerisinde unutuveriyorum. Genç kızların pop yıldızlarına, ergen yetişkinlerin Star Wars evrenindeki ufak ayrıntılara tutkuyla bağlanması gibi bir durum benimki. Elli yaşında edebiyatçı fanboy'luğu...

Utopia Avenue, bilhassa 60'ların 70'lerin müzik dünyasını ilgi duyanların (bir de ve Bin Sobahar'ı okumuş olanların) hoşuna gidecek bir roman. Dört kişilik hayali bir müzik grubunun —romandaki tarifiyle bir "psychedelic-folk-rock" grubunun— doğuşunu ve 1969'un büyülü ortamında hızla yükselişini anlatıyor. Öyküde David Bowie'den Syd Barett'a, Leonard Cohen'den Janis Joplin'e onlarca misafir sanatçı yer alıyor. Benim gibi Mitchell hayranlarının beklentilerini karşılayacak iki özelliği var. İlki, önceki David Mitchell romanlarından tanıdığımız kahramanların önemli roller üstlenmesi. (Bu açıdan Mitchell külliyatına başlamak için iyi bir tercih olmayabilir. Bence en iyisi, Hayalet Yazılar'la başlamak. Yazarın birbirinden bağımsız okunabilecek romanlardan oluşan bir über-roman yazdığı söyleniyor ki bildiğim kadarıyla kendisi de bu tanıma karşı çıkmıyor, hatta son zamanlarda sık sık kullanıyor. Bir de geçenlerde David Mitchell evrenini, romanda bolca bahsi geçen konsept müzik albümlerine benzeten bir yazı okudum, çok hoşuma gitti.) 

İkincisiyse son derece gerçekçi tonlarda ilerlerken sonlarda bilimkurguya sıçraması, ardından hiç öyle bir şey olmamış gibi geri dönmesi. Grubun gitaristinin adının Jasper de Zoet olduğunu belirtmem, bilenleri heyecanlandıracaktır. Hiçbir şey bilemeden okuyanların kendilerini aniden farklı bir türün içerisinde bulması bence çok eğlenceli fakat bazılarına rahatsız edici geleceğini tahmin edebiliyorum. Keşke gelmese. 

Utopia Avenue beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı ama dediğim gibi zaten öyle bir durum söz konusu değil. Sonlarına geldiğimde bitmesin diye kendimi frenleyip yavaşladım. Bittiğinde boğazım düğümlendi ve sokağa çıkıp uzun uzun yürüdüm. 

Birkaç gün sonra Twitter'da karşıma çıkan bir duyuru üzerine, hayatımda ilk kez parasını verip bilet almak suretiyle bir Zoom etkinliğine — bir David Mitchell söyleşisine! — seyirci oldum. İyi ki olmuşum. Epeyce yazarla tanıştım, epeyce yazarı konuşurken dinledim. Bugüne kadar yaptığı işi bu kadar seven ve heyecanını karşısındakilere de bu kadar başarıyla geçiren, alçakgönüllü ve sempatik bir yazar görmedim.

Bu da o söyleşinin anısı. Zoom ekranından yazar fotoğrafı çekip paylaştığımız acayip bir dönemde yaşıyoruz. Belki de artık normalimiz budur. 

David Mitchell Zoom'da konuşurken

Tüm yazılar >>

Önceki:

Sonraki:

Pin It on Pinterest