04:00

IAN Edebiyat

Cansu Özyurt, Kasım 2014

“İstanbul’da yaşıyor olmakla İstanbul’da ölüyor olmak arasında fark kalmadı” ne kadar da hayatımızda olan bir cümle. Son dönemlerde hemen hemen hepimizin en az bir kere söylediği cümle. Hikmet Hükümenoğlu işte bu gerçeği kendi diliyle, üslubu ve ironisiyle anlatıyor. Hükümenoğlu’nun son romanı “04.00”ın bütününde ama özellikle ilk bölümünde karşımıza çıkan İstanbul, okuyucuyu günümüzde var olan “kentsel dönüşüm” faaliyetlerini tekrar tekrar sorgulamaya itiyor. (Devamı)


Radikal Kitap

Asuman Kafaoğlu-Büke, 28/09/2012

(…) Roman paralel tonda iki yönde ilerler, bir yandan sevimli bir polisiye olarak okunabilecekken, diğer yandan doğaüstü güçlerin devreye girdiği karanlık bir dünyanın da anlatısıdır. Romanda anlatılan İstanbul , çevre kirliliği had safhada, kuşların ve insanların hızla öldüğü, kirli, yağmur yerine zehir yağan, aşırı kalabalık ve sistemin tamamıyla çöktüğü bir şehirdir. Tüm uçuk kentsel projelerin insanlığın zararına geliştirildiği bir yerdir aynı zamanda. Nedeni bilinmeyen dev yangınlar ve toprak göçmeleri bazı mahalleleri haritadan silmiştir bile. Romanda okuru en çok etkileyen şeylerin başında bu kent tanımı geliyor çünkü gelecek bir tarihte kaosun yaşandığı bu yer, aslında yaşadığımız şehrin ta kendisi. Zenginlerin yüksek duvarlar ardında büyük sitelerde oturduğu, sınıflar arası iletişimin yok olduğu, yoksulluğun, ulaşımın, cinayetlerin, delirmenin arttığı bir megakent. Bilim kurgu fakat bir o denli de gerçek. (Devamı)


Akşam Kitap

Armağan Tunaboylu, 12/10/2012

(…) ‘04:00’ biraz da 03:59’dan 04:00’e geçen ‘o an’ı anlatıyor. Yok denecek kadar kısa bir zaman süresi uzun bir yaşam kadar da sürebiliyor. Zihnin, bilinçdışının sınırlarında yapılan bir yolculuğu, macerayı anlatıyor. Üstelik çok da iyi anlatıyor. (Devamı)


Sabah Cumartesi

Elif Tanrıyar (Söyleşi), 13/10/2012

Günümüzün en ilginç kalemlerinden Hikmet Hükümenoğlu, dördüncü romanı 04:00’te kaostan bahsediyor. Yazar bizi ‘toplumların bilinçaltı kavramı’yla tanıştırırken, bilinç altımızdaki korkularımızla da yüzleştiriyor. Hükümenoğlu’nun yaşamı da romanını aratmayacak kadar renkli. (Devamı)


47 Numaralı Kamara

IAN Edebiyat

Seval Şahin, Kasım 2014

(…) Kitaplarında kendi kitaplarına göndermeler yapan bir yazarın “47 Numaralı Kamara”da iki yazarın, okurun gözleri önünde bir metni örmeleri tam da bu yazardan beklenen bir tarz. Hükümenoğlu edebiyatının bir başka yönü de son derece akıcı bir dile sahip olması. Bu kadar karmaşık bir kurgunun bu kadar akıcı bir dille ve sadelikle anlatılması onun bir yazar olarak başarısını da ortaya koyuyor. “47 Numaralı Kamara” oyunbaz metinlerin de akıcı bir üslupla yazıldığında bir çırpıda okunabileceğinin ispatı. (Devamı)


Radikal Kitap

Asuman Kafaoğlu-Büke, 12/03/2010

(…) Başta yer alan kendi etrafında dönerek denizin derinliğinde kaybolan cesedin tam tersine, kendi ekseni etrafında dönerek yükselen martı ile sona eriyor roman. Böylece bir başka şekilde yine romanın başı ile sonu bağlanmış oluyor. Dışarıdan bakmak ve kurgunun dışına çıkmak, üst kurguyu anlamak için önemli bir unsur; sanki yazar okuru adım adım kurgunun dışına taşıyor. Sonunda dış öykünün dışında bir noktada, koca geminin bir oyuncak boyutunda kaldığı, bir martının bakışında bitiriyor olması, roman boyunca simgelerin ne denli akıllıca kullanıldığını da görmemizi sağlıyor.

(…) Bunlar, romanın felsefesini yapan, kurgunun işleyişini gösteren eserler. Üst kurgu, mimarideki betonun dokusunun saklamayan, taşıyıcıların çıplaklığıyla göründüğü yapılara benzetilebilir. Bir dönemin mimarları bu tür yapıların daha içten olduğunu düşünerek yaratıyorlardı bu binaları; benzer şekilde üst kurgu kullanan metinler de okurla daha içten bir temas kurma çabası olarak görülebilir. Yüzlerce yıldır süslemeler altında saklanması uygun görülmüş iskeletin sonunda ortaya çıkması gibi roman da kendi iskeletini ortaya koyan bu yapıtlarla yeni bir nefes buluyor. Hükümenoğlu’nun önceki romanları edebiyat çevrelerinde ses getirmişti, bu romanı da eminim ilgiyle karşılanacaktır. (Devamı)


Cumhuriyet Kitap

Metin Celal, 18/02/2010

47 Numaralı Kamara Hikmet Hükümenoğlu’nun üçüncü romanı. Yazar her romanında değişik konuları iyi bir kurgu, akıcı bir anlatımla işliyor. Her yeni romanında da yazarlığını geliştirdiğini kanıtlıyor. 47 Numaralı Kamara’daki kahramanı Hikmet gibi çok satan bir yazar olmasa da Hikmet Hükümenoğlu’nun daha çok ilgiyi ve okuru hak ettiğini düşünüyorum.


Vatan Kitap

Canan Hatiboğlu (Söyleşi), 24/02/2010

S: Gerilim, romanda yaratılırken sadece birinin öldürülmesi yahut “acaba öldürülecek mi?” şüphesiyle mi yapılmalıdır?

C: Kesinlikle hayır. Hiç öyle şeylere baş vurmadan da gerilim yaratabiliriz. Belki de “psikolojik gerilim” denilen tür, fiziksel şiddet içermediği için o ismi kazanmıştır. Öte yandan gerilimin fiziksel ya da psikolojik herhangi bir tür şiddet içermesi de şart değil. Örneğin birbirlerine deliler gibi aşık bir çiftin mutluluğa kavuşup kavuşmayacakları tek başına bir gerilim unsuru olabilir. Ya da bu romandaki gibi üçlü bir ilişki yumağı zaten fazlasıyla gerilim içerir. Üstüne bir de insanların birbirini öldürmesine hiç lüzum yok bence. Zaten romanın ilk bölümündeki o uzun monolog, baştaki bütün o espriler aslında bu yüzden var. Hatta o bölümü arka kapağa da aldık. Hem ben hem de kitaptaki yazar Hikmet Bey, cinayet romanı okumak isteyenlere göstere göstere tuzak kuruyoruz. (Devamı)


Küçük Yalanlar Kitabı

IAN Edebiyat

Merve Öztürk, Kasım 2014

(…) Çıkar uğruna söylenen, planlı yalanlar yok “Küçük Yalanlar Kitabı”nda. Bu noktada da, entrikalarla klişe haline gelmiş hikâyelerle arasına kalın bir çizgi çekiyor. Kendini, kimi zaman da dolaylı olarak, belki de istemeyerek çevresindekileri kandıran insanların hikâyesi bu. Romanın kurgusu, hikâyenin özgünlüğü, yazarın sade üslubu ve romanın ruhuna uygun olarak kullandığı dönemin dili ortaya ilgiyle okunabilecek bir eser çıkmış. (Devamı)


Kar Kuyusu

IAN Edebiyat

Seda Bütün, Kasım 2014

Son yıllarda edebiyat dünyamızda da sinemamızda da korku-gerilim-gizem türünün ivme kazandığını görüyoruz. Ömer Türkeş’in de bir yazısında değindiği gibi uzun yıllar geriye çekilmiş korku edebiyatının atılımı 2000’li yıllardan sonra olmuş gibi görünüyor. 2005’te yayımlanan Hikmet Hükümenoğlu’nun ilk romanı “Kar Kuyusu” başarılı bir gizem romanı. “Kar Kuyusu”nda gizem, tipik bir polisiye kurguyla sunuluyor. Gerilimli olaylar, onun dışında her karaktere şüpheyle yaklaştığımız ana karakter Nur’un etrafında şekilleniyor. (Devamı)


Radikal Kitap

Hande Öğüt, 28/10/2005

Kar Kuyusu’nu okurken Bataille’ın kült hikayesini anımsamamak elde değil. Nitekim bir polisiye kurgusu içinde, aslolarak annelikteki kötülük kavramını irdeleyen ve bunu da uğursuzlukların timsali gece kavramını; hem kendi anlamı içinden, hem de mecazen kullanarak başaran Kar Kuyusu da, saplantılı bir anne-oğul ilişkisi romanı.

(…) Bir ilk romana göre heyecan uyandıran oyuncaklı ve sürprizli kurgu, biraz fazlaca geveze diline rağmen başarıyla ilerlerken; tür, polisiye olmaktan çıkıp psikolojik yanı ağır basan bir gerilim romanı hatta bir trajedi olarak beliriyor. Hükümenoğlu’nun sorunsallaştırdığı hastalık hâli; gecenin, sözün ve annenin günahı üçlemesinde bağlanıyor birbirine. (Devamı)


Radikal Kitap

A. Ömer Türkeş, 18/11/2005

Hikmet Hükümenoğlu (…), büyük kentlerin atomize olmuş bireyleri için ‘tekinsiz’ olanların sadece sınıfsal ve mekânsal farklılıklarla belirlenmediğini, aslında herkesin diğerinde potansiyel bir tehlike imgesi yarattığını çok iyi işlemiş.

(…) Roman kahramanları, evler, kafeler, sokaklar, kısacası anlatılan her şey tanıdık, bildik ve sıradan. Ne var ki çağımızın tedirgin insanı için bu sıradanlığı bozan her şey şüpheli ve korkutucu bir anlam kazanmıyor mu? İşte bunu yakalamış Hükümenoğlu; yabancılardan korunmak için korkularımızla ördüğümüz hapishanemizi. (Devamı)


PICUS

Yelda Dönmez, Aralık 2005

Keyifle okunan ve güçlü etkiler bırakan, arka kapağında da belirttiği gibi kesinlikle “usta işi” bir roman… Hikmet Hükümenoğlu, Kar Kuyusu adlı romanında polisiye kurgudan yararlanarak anne-oğul ilişkisinin ayrıntılı bir çözümlemesini yapıyor; hem de okurun dikkatini her an canlı tutarak…


Akşam

Başak Keser (Söyleşi), Kasım 2005

Kendisinden “acemi yazar” olarak söz eden Hükümenoğlu, gotik motiflerden aşka ve kadınlık hallerine dair kitabında karın altındaki pislikleri, ya da başka bir deyişle görünen görünmeyen çirkin yüzünü ortaya seriyor..


Milliyet Kitap

Aralık 2005

2005 yılının en iyi on kitabından biri…


Vatan Kitap

15 Ağustos 2006

İşte Türk edebiyatının yeni nesli…

Hassas bir konuyu ele almıştı “Kar Kuyusu.” (…) Edebiyatımızda pek de sık rastlamadığımız bu ilişki türü, romanda polisiye bir kurguyla ele alınmış, suç, masumiyet kavramları farklı bir açıdan tartışılmıştı. Hükümenoğlu bu ilişkiden yola çıkarak aslında bir toplum ve sistem analizi de yapıyordu. Roman bu yüzden çok ilgi görmüş ve bir ilk roman için şaşırtıcı bulunmuştu.