“Küçük Yalanlar Kitabı” kendi kendimize söylediğimiz yalanlarla ilgili bir roman; sırlarla ve sürprizlerle dolu karanlık bir labirent.

Faruk, kendini görevine adamış bir devlet memuru. Esrarengiz bir iş peşindeki ecnebi misafirini en iyi biçimde ağırlayabilmek için kendini perişan ediyor.

Rezan, yeni hayatı resimli mecmualardan ve radyo temsillerinden öğrenmeye çalışırken tek dostu üst kattaki Yahudi komşusu Madam Nora. Hiç hesapta yokken kendini akıl almaz bir ilişkinin içinde buluveriyor.

Tevfik, kitaplarla, plaklarla ve bitkilerle çevrili bir hapishane kurmuş kendine. Aşık olduğu Beyaz Rus kadını anlatıyor, her gün baştan başlayarak, hiç usanmadan.

Ve bu üç kişiyi bir araya getiren, içinden kolay kolay çıkamayacakları bir kabusun ortasına sürükleyen, sırf onların değil bütün dünyanın peşinden koştuğu gizemli “Semper Augustus”.


“Evimiz ablamlarınkinden bile daha küçüktü. Bir salon, salona açılan ufacık bir yemek odası, bir yatak odası, bir mutfak ve banyomuz vardı. Geçenlerde Sevimli Ay mecmuasında yazıyordu; evin eşyası, odanın tarzı ve tanzimi, kim olduğumuzu anlatmaya kâfiymiş. İnsanın zevki, terbiyesi, tahsili hep seçtiği eşyaların aralarında bulunurmuş. Dağınık, pejmurde insanların odaları da kendileri gibi dağınık ve perişan olurmuş. Hoşuma giden ve zevkimi yansıtacak eşyaları sığdıracak büyüklükte bir odamız yoktu açıkçası.”


Medyadan

IAN Edebiyat

Merve Öztürk, Kasım 2014

(…) Çıkar uğruna söylenen, planlı yalanlar yok “Küçük Yalanlar Kitabı”nda. Bu noktada da, entrikalarla klişe haline gelmiş hikâyelerle arasına kalın bir çizgi çekiyor. Kendini, kimi zaman da dolaylı olarak, belki de istemeyerek çevresindekileri kandıran insanların hikâyesi bu. Romanın kurgusu, hikâyenin özgünlüğü, yazarın sade üslubu ve romanın ruhuna uygun olarak kullandığı dönemin dili ortaya ilgiyle okunabilecek bir eser çıkmış. (Devamı)