Everest Yayınları, 2007

Satın almak için tıklayın

Yazan: Hannah Tinti, Çeviren: Hikmet Hükümenoğlu

İnsanlık tarihinden çok daha eskilere uzanır, hayvanların tarihi. Onların öyküleri, insan zihninin hayal edebileceğinin ötesinde, tahminlerin ise çok uzağındadır. Hayvanlar, onlarla paylaşmadığımız zaman kadar, paylaştığımız zamanı da bambaşka bir manzarayla anlatır.

İnsan Çatlatan Hayvan Öyküleri’nde yer alan bu on bir eğlenceli, tuhaf ve sarsıcı öyküde hayvanlar, en derin korkularımızın, özlemlerimizin birer yansıması. İhtiyatla Fil Marysue’yu yıkayan bir hayvanat bahçesi çalışanı, iş arkadaşlarının yaşamları hakkında duyduğu tuhaf, korkunç öykülerin etkisi altında kalır. Zürafalar, bakıcılarından daha iyi yaşam koşulları talep eder ve kendilerine toplu intihar etmiş süsü verirler. Post-kolonyal Afrika’da dikbaşlı bir kadın, ağaçlardaki maymunların özgürlüğünün çekiciliğine kapılır; bir çocuk tavşanıyla korkunç oyunlara dalar; gururlu bir koca, karısına duyduğu öfkeyi onun ödüllü horozundan çıkarır.

Fil ya da yılan, köpek ya da kedi, maymun ya da hindi… İnsan Çatlatan Hayvan Öyküleri’nde yer alan bütün hayvanlar, çevrelerindeki insan varlığına rahatsız edici bir ayna tutuyor. Zaman zaman gotik öğeler barındıran Hannah Tinti’nin kalemi, satırlar arasında şimşekler çaktırıyor. (Arka kapaktan)


İşim bitince ayakkabılarımı çıkarıyorum, Marysue’nun kafesinde yere uzanıyorum, Joseph’in yaptığı gibi dizinin altına dokunuyorum ve kafamı ayağının altına sokuyorum. Tabanını kulağımın üstüne dayıyor, beton yanağımı ürpertiyor, kayaların altındaki nemli toprak gibi bir koku geliyor burnuma. Ağırlığını verdikçe kafam hafifçe ileri geri yuvarlanıyor. Soluklarını duyuyorum.


Söyleşi

Hikmet: Kitabındaki öykülerin çoğu alışkın olduğumuz sınıflandırmalara pek uymuyor. Tarif etmesi çok güç öyküler bunlar. Aynı zamanda hem komik, hem de acıklılar. İyi cinayet romanları kadar yüksek tempolu olmalarına rağmen kitabı elimizden bırakıp ışıkları söndürdüğümüzde aslında ne kadar yoğun ve derin bir şey okumuş olduğumuzun farkına varıyoruz. Bazıları gayet rahatsız edici, insanın gırtlağına soğuk bir el gibi yapışıveriyorlar; yine de bittikten sonra insanı tatlı bir hisle baş başa bırakıyorlar. “Ne tür öyküler yazıyorsun?” diye sorsalar nasıl cevap verirdin?

Hannah: Sanırım hem karanlık hem de umut dolu öyküler olduklarını söylerdim. Eğlenceli olmaları için epey uğraştım; ilginç olaylar içeren belirgin kurguları olan, daha klasik tarzda öyküler yazmaya çalıştım. Daha derinlerde ise, çoğunun yalnızlıkla ve başkalarıyla iletişim kuramamakla ilgili olduğunu söyleyebilirim. Öykülerdeki insanlar çabalamaktan vazgeçmiyorlar ve bazen hiç umulmadık bir yerde mutluluğu yakalıyorlar.

(Devamı)