(Bu yazı ilk olarak Ağustos 2014'de ceyms.com'da yayımlandı. Söz konusu kitabın Türkçe çevirisi geçtiğimiz günlerde çıktı. Ayrıca Murakami yine beklentilerimizi boşa çıkarmadı ve bu yıl da Nobel kazanamadı.)

Japonların süperstar yazarı Haruki Murakami’nin yeni romanı çıktı çıkıyor. Daha net ifade etmem gerekirse, anayurdu Japonya’da geçen yıl çıkmıştı, ABD’de 12 Ağustos’da yayımlandı, memleketimize ise önümüzdeki aylarda ulaşacakmış. Kitabın İngilizce adı: Colorless Tsukuru Tazaki and His Years of Pilgrimage, ya da Türkçe çevirisiyle, Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları.

Benim gibi eski toprak bir Murakami hayranıysanız, zaten uzun zamandır bu ağustos ayını bekliyordunuz ve şu anda heyecandan yerinizde duramıyorsunuz. Değilseniz de yeni sezonun en önemli romanlarından biri sayesinde bu olağanüstü yazarla tanışabilirsiniz. Kim bilir, önümüzdeki yıllarda Nobel ödülünü kazandığında hep birlikte eşe dosta hava atarız, “Ben daha Nobel’i bile yokken Murakami okurdum,” deriz.

Romanı okumaya başlamadan önce heyecanımızı kaçırmadan, aksine heyecanımızı artıracak notlarla Tsukuru’nun izini birlikte sürelim.

1. Bu garip isimli roman ne hakkında?

Diyelim ki üniversitedesiniz ve yıllardır hayatınızın merkezini oluşturan beş kişilik bir arkadaş grubunuz var. Diğer dört kişi, günün birinde hiç açıklama yapmadan, hiç sebep göstermeden sizi aforoz ediyor. Arkadaşlıktan çıkarıp atıyor. İlerleyen yıllarda bu tuhaf hadise omuzlarınızda ve ruhunuzda ağır bir yük olarak kalıyor.

Murakami’nin yeni romanının çıkış noktası bu. Konusu hakkında daha fazlasını bilmek de, duymak da istemiyorum. Sanırım, Tsukuru Tazaki eski Murakami romanlarındaki erkek kahramanları andırıyor: Hepimize benzeyen, çoğumuz gibi sıradan bir hayat süren, sıradan bir adam. Büyük olasılıkla kendini anlamaya çalışırken başına pek de sıradan olmayan işler gelecek. Renksizliğinin tam olarak ne anlama geldiğini ve daha sonra renk kazanıp kazanmadığını ise romanı okuduğumuzda öğreneceğiz.

2. Eleştirmenler beğenmiş mi? Okumaya değer mi?

“Okumaya değer mi,” zor bir soru –bence eleştirmenler beğense de beğenmese de değer. Şahsen eleştiri yazılarını romanı bitirdikten sonra okumak gibi bir kararım var. (Kendi romanlarım hakkında çıkan eleştirileri hiç okumamak gibi bir kararım da var ama ona asla uyamıyorum.) Son zamanlarda “eleştiri” dediğimiz şey, “kitap tanıtım yazısı” halini aldı ve eksik olmasınlar, eleştirmenlerin de tek derdi bize kitabın uzun ve detaylı bir özetini sunmak oldu. Sonuna da, “Bana göre eh işte,” şeklinde iki kelimelik bir yorum iliştiriveriyorlar, o kadar.

Öte yandan, Murakami’nin adeta havai fişekler ve fener alayı eşliğinde tanıtımı yapılan bir önceki romanı 1Q84’e kıyasla, Tsukuru Tazaki’ye daha mesafeli, daha az yaygara koparan bir duruş var yayıncılık dünyasında. Bence böylesi çok daha iyi. Pazarlama bütçesi abartılmış romanlar, genellikle hayal kırıklığı yaratıyor.

Patti Smith’i seversiniz değil mi? (Bence sevmelisiniz.) Çoluk Çocuk isimli kitabını okudunuz değil mi? (Bence okumalısınız.) Neyse konuyu dağıtmayalım; Patti Smith, NYT için kaleme aldığı şu yazısındaTsukuru Tazaki için gayet olumlu şeyler söylemiş. Onun gibi güzel bir insanın görüşleri, bazılarımız için “özetçi” eleştirmenlerin değerlendirmelerinden daha kıymetli.

3. Kapağı niye tartışma yarattı?

Murakami romanlarının kapakları, kapakseverler arasında çok derin bir sohbet konusudur.  Örneğin, 1Q84‘ün süperstar tasarımcı Chip Kidd tarafından hazırlanan kapağını çok sevmiştik. Yeni romanın kapağının nasıl olacağını merakla bekliyorduk.

Genelde olduğu gibi bu roman da Amerikan ve İngiliz piyasalarına farklı kapak tasarımlarıyla çıktı. Amerikan kapağı bana pek sevimsiz geldi fakat aşağıda resmini görmüş olduğunuz İngiliz kapağına bayıldım. Ben bayıldım da yayınevinin başındaki önemli kişiler benim kadar bayılmamışlar anlaşılan. Bu kapağı  geometri test kitabı kapağına mı benzetmişler, ne olmuş bilmiyorum ancak kitapla birlikte bir takım çıkartmalar hediye etmeye karar vermişler. Her okur kendi kapağını gönlünce süslesin, daha zengin görünsün diye galiba.

Kimsenin kapağına karışacak değilim ama şu kadarını söyleyeyim, ben süslemem. Süsleyene de hiç iyi gözle bakmam. Çıkartmalar güzelse belki defterime yapıştırabilirim fakat bunun da konumuzla alakası yok. Güzelim kapağı rezil etmeyelim lütfen, çok rica ediyorum.

mura1

4. Tanıtım videosu var mı, varsa güzel mi?

Biliyorsunuz, artık sırf filmlere değil kitaplara da tanıtım videosu hazırlamak adet oldu. İşin pazarlama kısmını bir kenara bırakırsak, bu sayede bazen çok şahane işler ortaya çıkıyor, muhteşem kısa filmler ve animasyonlar izleyip bayram ediyoruz. Tsukuru Tazaki’nin İtalya piyasası için hazırlanan videosu da işte o şahane işlerden birisi. İtalyanca bilmediğim için konuşmaları anlamadım ama hiç dert etmedim.

Eğer şimdiye kadar hiç Murakami okumadıysanız, bu animasyonun atmosferi, yazarın tarzı hakkında size gayet iyi bir fikir verecektir. Sadece soğuk bir bira ve acayip birkaç seks sahnesi eksik, onlar da eminim romanda vardır.

5. Romanda bu defa hangi müzikler var?

Murakami romanlarının en güzel özelliklerinden biri içinde geçen müziklerdir. Yazarın zevki doğrultusunda bunlar genellikle ya caz parçaları olur, ya da klasik müzik eserleri.

Örneğin Sahilde Kafka romanında Beethoven’ın Arşidük Üçlüsü’nün çok önemli bir yeri vardı. Herhangi bir yorumu da değil, zor bulunan son derece özel bir kaydı. Bu romanda da Liszt’in Le Mal du Pays (Hac Yılları) eserinin önemli bir rol üstlendiğini uzun zaman önce duymuş ve meraklanmıştık. Yolunuz Tünel’e düştüğünde Lale Plak’a uğramayı ihmal etmeyin, kitabı okumaya başladığınızda Liszt CD’niz elinizin altında olsun. (Buradan rica etsem, stoklar tükenmeden benim için bir tane ayırabilirler mi?)

6. Madem Murakami dedik, spordan bahsetmezsek olmaz

Biliyorsunuz Murakami dünyanın gelmiş en disiplinli yazarlarından birisidir. Anlattığı kadarıyla, bir kitap üzerinde çalıştığı dönemlerde her sabah saat dörtte uyanır, aralıksız beş-altı saat yazar, öğleden sonra ya koşar ya da yüzer (ya da ikisini birden yapar), sonra günlük işlerini halleder, kitap okur, müzik dinler ve saat dokuz oldu mu uyurmuş.

(Bu satırların yazarı ise günde bir saat kalem salladı mı kendini dünyanın en şanslı insanı sayıyor, disiplin uğruna her gün bir saat spora gidiyor, bel ve diz ağrılarıyla eve dönüyor ve bir saat daha yazmak yerine akşama kadar kestirmeyi tercih ediyor.)

Tsukuru Tazaki’de yüzmekle ilgili bölümler olduğunu öğrendiğimde çok sevindim. Bloguma göz atacak olursanız görürsünüz, yüzmeye epey ileri yaşlarda merak salmış (Türkçesi: üç yıl önce yüzme öğrenmiş) bir insan olarak bu konu benim ilgi alanıma giriyor.

7. Türkçe çevirisi çıkacak mı?

Evet, hem de çok yakında!

Gazetelerde okuduğumuz kadarıyla, Murakami’nin önceki kitaplarını yayımlayan Doğan Kitap, Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları’nı sonbaharda raflara çıkaracakmış.

8. (Bonus) Murakami sevmeyen okurlar yok mu? Onlar ne yapsın?

Elbette var. Okumaya başlayıp yarıda bırakanlar var. Sıkıntıdan patlayanlar var. “Niye bu kadar abartıyorlar?” diye söylenenler var. Sonbahar, edebiyat dünyasında sezon başlangıcıdır, eminim onlar da kendi zevklerine uygun yeni kitaplar bulurlar.

Murakami’yi çok seven ama son romanı 1Q84’den hiç hoşlanmayanlar da var. Ne yazık ki bendeniz de o okurlardan birisiyim; zamanında bu konu hakkında blog’umda uzun uzun homurdanmıştım. Sayımız bir elin parmaklarını geçmiyor ama eğer siz de bu gruptaysanız, hep birlikte şöyle düşünmemizi öneriyorum:

Her zaman ikinci bir şans tanımak gerekir. O da olmazsa üçüncü bir şans. Üçüncüde de olmazsa tekrar konuşuruz.