1.

Geçenlerde Angela Hewitt'in Londra'daki piyano resitaline gittim. İlk yarıda her şey konserlerde görmeye alışkın olduğumuz gibiydi. Hewitt selam verdiği sırada yüksek topuklu pabucunun tekinin ayağından fırlamasını saymıyorum.

Hewitt ikinci yarıda sahneye çıkıp yine selam verdikten sonra (bu defa herhangi bir giysisi fırlamadı) piyanonun başına oturdu, eline bir mikrofon aldı ve seyirciye doğru dönüp konuşmaya başladı. Günün anlam ve önemini anlatan bir-iki cümle söylemek istiyor herhalde diye düşündüm. Bir-iki cümle söylemedi, en az yarım saat konuştu.

İlk olarak şunu belirtmem lazım: Hewitt, çok iyi bir konuşmacı. Esprileriyle ve rahatlığıyla hemen seyircinin sempatisini kazandı. İkincisi, son derece faydalı bir konuşmaydı. Büyük bir özenle hazırlanmış olduğu da belliydi. Özetle şöyle başladı Hewitt: "Birazdan çalacağım Bach füglerini dinlemek biraz sıkıcıdır. Büyük olasılıkla ben çalarken sizden daha çok eğleneceğim. Şimdi bir-iki ufak açıklama yaparsam belki siz de daha çok keyif alırsınız." (Böyle aktarınca ukalalık etmiş gibi geliyor ama bence hiç öyle değildi.)

Sonra piyanoda örnekler vererek anlatmaya başladı. Fügdeki motifler nasıl birbirlerini tekrar ediyor, nasıl şekil değiştiriyor, bazen nasıl tepetaklak dönüyor, hangisini çalmak daha zor, niye daha zor, daha önce kim nasıl çalmış… Bütün bunları da hiç sıkmadan, hatta konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayanları bile eğlendirecek bir tarzda anlattı. Ve uzun bir alkışın ardından programın ikinci kısmına geçti.

Ben kendimi orta karar bir klasik müzik dinleyicisi sayıyorum. Bach'ın Art of Fugue eserini de baştan sona en fazla iki defa dinlemişimdir. Hadi gerçekçi olalım, bir defayı geçmez. Şöyle söyleyeyim, ıssız adaya düşecek olsam, yanıma alacağım üç CD'nin biri Art of Fugue olmaz. Ancak konserden çok keyif aldım. O konuşma olmasaydı ikinci yarının ikinci dakikasında dikkatim başka yerlere dağılacaktı. Uçakta yazmaya başladığım yazıyı düşünecektim mesela. Pasaportu otelin kasasına koyup koymadığımı hatırlamaya çalışacaktım. Çıkışta ne yesek diye planlar yapacaktım. Sık sık saatime bakacaktım. Bunların hiçbirini yapmadım çünkü Hewitt'in konuşmasının etkisiyle bütün dikkatimi çalan parçaya verdim ve takip etmeye çalıştım. İngiliz seyirciler fügler hususunda muhtemelen benim kadar cahil değildiler ama onlar da Hewitt'in konuşmasından son derece mutlu görünüyordu. Bir İngiliz, asaletini zedelemeden toplum içinde ne kadar mutlu görünebilirse artık.

 

2.

O günden beri düşünüyorum.

Sanırım iki tür klasik müzik dinleyicisi var. Pasif dinleyici bu tür müzikten hoşlanıyor ama kendini yormak istemiyor. Duyduğu melodi hoşuna giderse mutlu oluyor, hele bildik bir şey çalıyorsa iyice keyifleniyor. Konsere gittiğinde, sahnedeki yorumcu teknik olarak zor bir parçada hünerlerini sergilerse heyecanlanıyor ve mutlaka ayakta alkışlıyor. Alkışladığı sanatçı en az üç kere bis yapmaz ve bir kere de Türk Marşını çalmazsa biraz bozuluyor.

Aktif dinleyici ise orta okuldaki inek öğrencileri andırıyor. Müzisyen ya da müzik yazarı gibi mesleki bir bağı olmamasına rağmen bu işe mesai harcıyor. Dinlediği eserle ilgili incelemeler okuyor, bestecisini, dönemini, hangi şartlar altında bestelendiğini araştırıyor. Marketlerde ucuza satılan toplama klasik müzik CD'lerine (Best Chillout Classics vol.5) fare leşi görmüş gibi bakıyor. Öte yandan adı sanı duyulmamış Japon bir piyanistin kayıtları için ufak çapta bir servet ödüyor.

Bunlardan biri iyidir, diğeri kötüdür diyemem. Bana göre müziği sevmenin doğrusu yanlışı yoktur. Ama aktif dinleyici olmanın daha zengin ve yeni şeyler keşfetmeye daha açık bir deneyim sunduğu kesin.

Aynısı müzelerdeki resimlere ve heykellere bakarken, hatta kitap okurken ya da bir film seyrederken de geçerli.

 

3.

Eğer kendinizi aktif dinleyici profiline biraz daha yakın hissediyorsanız ve iPad / iPhone kullanıyorsanız size şahane bir tavsiyem var. Ben iflah olmaz bir Apple tutkunu ve iPad manyağıyım ama bu gerçekten şahane. Abartmıyorum.

Malum, Beethoven'in 9. Senfonisi sırf bestecinin değil, müzik tarihinin en önemli eserlerinden biri sayılıyor. Touchpress adında bir yazılım şirketi oturmuş, Deutsche Grammophon işbirliğiyle bu önemli senfoniye yaraşır bir uygulama hazırlamış. Adı da (kısaca) Beethoven 9.

Uygulamada 9. Senfoni'nin dört ayrı yorumunun tam kaydı var: Fricsay (1958), Karajan (1962), Bernstein (1979) ve Gardiner (1992). Dördünü ister baştan sona dinliyorsunuz, ister sevdiğiniz bölümler arasında bir ileri bir geri dolanıyorsunuz. En önemlisi dinlemekte olduğunuz kaydın herhangi bir noktasında tek bir dokunuşla başka bir kayda geçip aynı noktadan dinlemeye devam edebiliyorsunuz. Ya da biraz geri sarıp ikisi arasında karşılaştırma yapabiliyorsunuz. CD değiştirmek, senfoniyi dinlemeye en baştan başlamak, karşılaştırmak istediğiniz bölüme gelene kadar ilk dinlediğinizi unutmak gibi dertler yok.

Konudan biraz sapacağım ama birkaç ay önce şöyle bir maceram oldu. Andras Schiff adında çok sevdiğim bir piyanistin Bach'dan The Well-Tempered Clavier albümü çıktı. Ben de yeryüzündeki diğer tüm canlılar gibi Bach'ı Glenn Gould'dan dinlemeye alışkın olduğumdan (ve Glenn Gould yeryüzündeki diğer tüm canlılardan farklı bir seviyede olduğundan) kendi çapımda ufak bir deney yapmaya karar verdim. The Well-Tempered Clavier'in en sevdiğim bölümlerini, bir Schiff yorumu - bir Gould yorumu olmak üzere arka arkaya dizip bir "playlist" hazırladım. Kim nasıl çalmış daha dikkatli takip edeyim ve farkı biraz daha net anlayabileyim diye. Çok eğlenceli bir deneydi ama şu bahsettiğim uygulamanın yüz kat daha eğlenceli olduğunu içtenlikle söyleyebilirim.

Uygulamanın en müthiş ikinci özelliği, müziği dinlerken eş zamanlı olarak notaları takip etme imkanı sağlaması. Benim gibi nota okumayı bilmeyenler için de bir iyilik düşünmüşler. Farklı uzunlukta ve yükseklikte düz çizgilerden oluşan bir de temsili nota görüntüsü var. Bilgisayarda midi tabanlı müzik programı kullananlar "piano roll" desem hemen anlayacaktır. Kullanmayanlar da görür görmez mantığını çözecektir, çünkü son derece basit bir görüntüleme yöntemi.

 

 

shots

 

Müziği temsili bir görüntü eşliğinde zihninizde canlandırmanın ne kadar etkili olduğunu yaşamanız lazım. Nasıl bir şey olduğunu merak ediyorsanız şu videoları seyredebilirsiniz. Çok zeki bir insanın elinden çıkmış iki farklı örnek: bir tanesi Debussy, diğeri ise Stravinsky için. Aynı YouTube kanalında daha onlarca var bunlardan. (Stravinsky linki için @orbital281'e teşekkürler.)

Beethoven 9 uygulamasında eş zamanlı notalar dışında eş zamanlı yorumlar da var. "Bakın şimdi kemanlar aynı melodiyi bir oktav yukarıdan çalacak," tarzında ama çok daha derin bilgiler içeren bir metin müziğe sürekli eşlik ediyor. Ayrıca libretto var (şarkı sözleri demenin havalısı). Orkestranın video kaydı var (sanırım sadece Bernstein için). Bir de yanıp sönen ışıklar var. Şöyle açıklayayım, diyelim parçanın bir yerinde çellolar çalmaya başladı. Ekrandaki temsili orkestra grafiğinin üzerinde, çelloların oturduğu kısımdaki noktalar müzikle birlikte yanıp sönemeye başlıyor. 9. Senfoni gibi görkemli bir eserde, bütün noktaların neredeyse sürekli yanıp söndüğünü düşünecek olursak uygulamanın bu kısmı biraz gereksiz kaçmış. Yine de şikayet etmemek lazım.

Bu kadar da değil. Beethoven ve eserleri hakkında uzun bir makale ve konuya hakim kişilerle yapılmış söyleşiler de var. Dünyanın en sempatik orkestra şefi Dudamel ile yapılmış bir söyleşinin de olduğunu bilhassa belirtmek isterim.

Uygulamanın eksilerine gelecek olursak… Biraz pahalı (daha doğrusu sıradan uygulamalara göre pahalı, ama kaliteli bir CD'den ucuz), iPad'de çok yer kaplıyor (herhangi bir araba yarışı oyunundan daha çok değil), ve de son sürüm işletim sistemi yüklü değilse çalışmıyor -dolaysıyla birinci nesil iPad'lerin şansı yok.

Bence koşa koşa gidip alın. Sonra hep birlikte Touchpress'e mektup yazalım, sevdiğimiz tüm klasik müzik eserleri için aynısından yapsınlar.

 

4.

Son olarak üç küçük not.

Angela Hewitt konserde Bach'ın notalarını pedalla kontrol ettiği bir iPad'den takip etmiş. Farkına bile varmamıştım, The Guardian'ın eleştiri yazısında okuyunca öğrendim. Gördüğünüz gibi Apple klasik müzik dünyasını da ele geçirdi!

Andras Scihff'den bahsetmişken bir tavsiyem daha olacak. Piyanisti çok sevmemin asıl sebebi olan ve beni Beethoven'in piyano sonatlarına aşık eden seminer serisini kaçırmayın. Tek tek tüm sonatları örnekler çalarak açıkladığı, son derece eğlenceli ve eğitici bu konuşmalara The Guardian gazetesinin web sitesinden ücretsiz olarak erişmek mümkün.

Bir de Touchpress'in diğer uygulamalarına göz atmayı ihmal etmeyin. Ben Shakespeare'i (The Sonnets) ve T.S. Eliot'ı da (The Waste Land) aldım, ikisine de bayıldım.

 


 

Not: Görsel Jean Giraud, yani Moebius'a ait, kaynak ise butdoesitfloat.com.