1.

Evden çıkmış, otobüs durağına doğru yokuşu tırmanıyorum. Sakin ve tembel bir pazar öğleden sonrası, sokaklar bomboş, insanlar evlerinde pineklemekte. Uzakta iki genç adam görüyorum, bir dertleri var, uğraşıyorlar ama ne yaptıklarını anlamıyorum. Yaklaşınca da anlamıyorum. Bir tanesi yere çökmüş, uzun bir dal parçasıyla arabanın altından bir şey çıkarmaya çalışıyor. Anahtarını düşürdü herhalde, diyorum içimden. “Çıktı, tut kaçırma,” diye bağırıyor o sırada. Ayaktaki arkadaşı hemen iki kolunu ve iki bacağını yanlara açıyor, arabanın öteki tarafına doğru zıplayarak hamleler yapıyor. Motorun içine kedi kaçtı belki, diyorum içimden. Adam atlıyor, yakalamaya çalıştığı şeyi yakalayamıyor, küfrediyor. Bir-iki saniye sonra önde bir karga, peşinde bu, yürüyerek yola çıkıyorlar. Karga belli ki yaralı, uçamıyor. Adamların da belli ki hayvana zarar vermek gibi bir niyetleri yok, ürkütmeden tutmaya çalışıyorlar. Veterinere götürecekler, ya da ezilmesin diye ağaçların altında kuytu bir yere bırakacaklar. İyi kalpli insanlar da var, diyorum içimden. Belli ki karganın bunlardan ürktüğünden çok bunlar kargadan ürküyor. Neyse, sonunda zıplayan arkadaş zarif bir hamleyle kargayı yakalıyor, nazikçe avuçlarının içine alıyor. Karga gak diye bağırıyor. Sadece bir defa.

Sonra olanlara inanamıyorum.

Tepemizdeki ağaçta bir karga gak diyerek cevap veriyor. Hemen arkasından başka biri. Adamlar da, ben de kafamızı kaldırmış yukarıya bakıyoruz. Aynı filmleri seyretmiş olmalıyız. Dalların arasında kanat sesleri duyuyoruz. Aynı anda üç karga birden bağırıyor. Sonra beş tane daha. Dört bir yandan kargalar havalanıp tepemizdeki ağaca konuyor. Dallar, yapraklar hışırdıyor. Her şey bir anda oluyor. Seslerini duyuyoruz. On saniye geçmeden üzerimizde belki elli-atmış karga kanat çırparak bağırmakta. Arkadaşlarının yardımına geldiklerini haber veriyorlar.

Tepemizde farkında olmadığımız bir kargalar dünyası var. Sadece birkaç tanesini görüyoruz ortalıkta. Örneğin bir aile her sezon benim pencerenin önündeki dallara yuva yapıp yavruluyor, onların farkındayım. Karşı damda ve direklerin tepesinde üç-beş tane daha görmüşümdür, yani toplasanız yakın çevremde on karga sayabilirim. Ama elli tanesini bir arada hayal bile edemiyorum. Bizim sokakta elli insan yaşıyor mudur, onu bile bilmiyorum.

Hafiften korkuyorum ve arkama bakmadan uzaklaşıyorum oradan. Adamların ne yaptığını da görmüyorum. Elimde yaralı bir kargayla onların yerinde olmak istemezdim doğrusu. Yaralı kargaya zarar vermeyeceklerine başta yüzde yüz emin değildim belki ancak şimdi eminim.

 

2.

Başka bir gün, spordan çıkmışım, karnımı doyurmaktayım. Hava güzel, insanlar çimlere yayılmış, çay kahve içmekte. Karşımda iki genç kız ve bir delikanlı oturuyor. İkisi sevgili, üçüncüsü ya birinin kız kardeşi ya da çok yakın arkadaşı. Ya liseden yeni mezun olmuşlar, ya da üniversitenin ilk yılındalar. Kızlardan birinin küçük, bol tüylü bir köpeği var. Etrafta koşturup hopluyor, çimlerin keyfini hepimizden çok o çıkarıyor. Sonra bir ağacın dibine sokulup tuvaletini yapıyor. Buyurun bakalım, diyorum içimden, işte sorumsuz, şımarık gençlik filan diye devam edecekken kız yerinden kalkıyor, naylon bir poşetle köpeğin pisliğini temizliyor, yerine dönüyor. İhtiyarladığında aksi, çekilmez bir adam olacaksın Hikmet, diyorum içimden. Sonra da, ihtiyarladığında ne demek, ihtiyarlamışsın işte diyorum. Hiç olmazsa kızın ikide bir oğlana sarılıp öpmesine kızmıyorum diye kendi kendimi avutuyorum. Kız güzel, oğlan şanslı, diğer kızın da sıkılmış bir hali yok, hava güzel, istedikleri kadar öpüşsünler.

Derken benden genç, köpekli gruptakilerden yaşlı bir anne ve iki küçük kızı geliyor. Kadın, gençlerin yanındaki masayı gözüne kestirmiş ama küçük kız köpekten korkuyor. Köpeğin sahibi gayet sempatik bir şekilde küçük kızla diyalog kuruyor, “Korkmana gerek yok,” diyor, “oyun oynamak istiyor.” Küçük kız çekingen, annesinin bacaklarına sığınıyor. Aslında biraz cesaret bulsa köpekle arkadaş olacak, meraklı bakışlarından belli.

Tam o sırada köpek hav diyor. Kedi kadar bir şey, sesi boyundan daha yüksek. Küçük kız ürküyor. O anda anlıyorum ki en çok anne korkuyor. “Ya bu ne saçmalık, bağlayın lütfen şu hayvanı,” diye bağırıyor dehşete kapılmış bir suratla.

Genç kız köpeğini kucağına alıyor. Anne ve iki kızı, oturduktan birkaç dakika sonra rahatları kaçmış bir şekilde kalkıyorlar. Bir çocuğum olsaydı ve köpeklerden korksaydı çok üzülürdüm, diyorum içimden.