0.

(İtiraf ediyorum, “Geçen ay neler okudum” başlığı altında topladığım yazılar o kadar uzundu ve o kadar çok zamanımı alıyordu ki, kaytarmak için sürekli mazeretler uyduruyordum. Daha da fenası, ay sonunda bilgisayarın başına oturduğumda, üç-dört hafta önce okuduğum romanlar çoktan aklımdan uçup gitmiş oluyordu. Bu yüzden yeni bir sistem denemeye karar verdim. Bu notları kitap tanıtımı ya da incelemesi niyetiyle yazmadığımı belirtmek isterim. İki hedefim var: İlki okuduklarımı ileride hatırlamamı sağlayacak bir şeyler karalamak. İkincisi de bu kitapları okuyan, ya da okumayı düşünenlerle bir sohbet-tartışma ortamı oluşturmak.)

 

1.

Umarım Can Yayınları bir an önce kitaplarını naylon ambalaj içine hapsetme saplantısından kurtulur. Sayfaları karıştırıp bir iki satır okuyamadıktan sonra kitapçıya gitmenin ne anlamı var? Kirli parmaklarımızla o bembeyaz kapaklarını kirleteceğiz diye mi korkuyorlar, nedir? Bunu yine kafaya taktım çünkü Yekta Kopan’ın yeni romanı Aile Çay Bahçesi’nin girişindeki Nabokov alıntısı, yazılabilecek herhangi bir arka kapak yazısından çok daha aydınlatıcı. “Az insan tanıyor ve kimseyi de sevmiyordum” sözüyle başlıyor roman. Ancak bunu eve gelip naylon ambalajdan kurtulana kadar görebilmem mümkün olmadı. Elbette hemen merdümgiriz tişörtüm aklıma geldi (1).

 

tisort

 

 

2.

Aile Çay Bahçesi sıkıntılı bir roman. Bunu son derece içten bir iltifat olarak söylediğimin altını çizmem gerek. Sıkıntılı ile sıkıcıyı eş değerde bulanlardansanız, bu roman sanırım pek hoşunuza gitmeyecektir.

Romanın kahramanı Müzeyyen, ilkokul hayat bilgisi kitaplarındaki “ideal çocuk” tanımına harfi harfine uyan, çalışkan, uslu, terbiyeli, misafirlikte efendi, resim yarışmalarında birinci, annesinin ve öğretmeninin gözbebeği, kısaca feci derecede gıcık bir çocuk. Babasının hayatını başka kadınlarla geçirmesini ve annesinin tüm öfkesini Müzeyyen’le paylaşmasını saymazsak, kendine göre düzenli ve mutlu bir hayatı var. Ancak bu düzen hiç beklemedik bir anda gelen kız kardeş Çiğdem yüzünden altüst oluyor. Kardeşler arasında böyle kıskançlıklar olabilir diyeceksiniz. Müzeyyen’in derdi, sadece çocuksu bir kıskançlık değil; hayatı boyunca katlanarak büyüyen ve kız kardeşini aşıp genel olarak tüm insanları kapsayan bir nefret. Yıllar sonra iki kardeş, ölüm döşeğindeki babalarıyla vedalaşmaya gittiklerinde, Müzeyyen hem nefretiyle, hem de nefret ettikleriyle yüzleşmeye başlıyor.

Aile Çay Bahçesi, yine ilkokul hayat bilgisi kitaplarından öğrendiğimiz “kutsal aile” kavramını sivri cisimlerle kanırta kanırta kurcalayan bir roman. Kurcaladığı konular arasında şu başlıkları sayabiliriz: Her kız çocuğu babasına, her baba da kızına aşık olmaz. Bazı kardeşler birbirlerinden ölesiye nefret eder. Orta sınıf çekirdek ailenin temel direği baba değildir; “kol kırılır yen içinde kalır,” lafı ve “aman, konu komşuya rezil olmayalım” anlayışıdır. Tabii bir de Philip Larkin’in meşhur şiiri akla geliyor, “They fuck you up, your mum and dad” diye başlayan. Çevirmeye gerek yok, sanırım anlaşılıyor.


Yekta Kopan, öykücülük tecrübesini kısa ve vurucu bölümlerde çok iyi kullanıyor. Böyle net darbelerle, hiç gevezelik etmeden roman çatısı kurmak çok zor iş. Yekta Kopan o kadar başarılı ki, sanki hiç zorlanmamış hissi yaratıyor okuyucunun kafasında. Sembol kullanımından da çok etkilendim.

3.

Romanı bitirdiğimden beri kafamı kurcalayan sorular var. Müzeyyen nasıl mutlu olur? Sabahları 40mg Prozac, akşamları yarım Xanax işe yarar mı? Ya da onu maddi-manevi her açıdan tatmin edecek bir iş? Aklını başından uçuracak bir adam, ya da daha büyük olasılıkla bir kadın? İyi bir anne olabilir mi Müzeyyen? Çocuğu olsa, karşılıksız bir sevgi hissedebilir mi? Nefretini kabullenmek insana mutluluk verir mi? Hadi mutluluk kelimesini kullanmayalım, şöyle soralım: Nefretini kabullenmek insana huzur verir mi? Öfkesini dindirir mi?

Ve belki de en önemlisi: İçinde bir dirhem mizah duygusu barındırmayan bir insan, hayatla yüzleşebilir mi?

 

195gnxgtked2ngif

 

4.

Yekta Kopan, öykücülük tecrübesini kısa ve vurucu bölümlerde çok iyi kullanıyor. Böyle net darbelerle, hiç gevezelik etmeden roman çatısı kurmak çok zor iş. Yekta Kopan o kadar başarılı ki, sanki hiç zorlanmamış hissi yaratıyor okuyucunun kafasında. Sembol kullanımından da çok etkilendim. Örneğin daha ilk sayfalardan kitabın tonunu belirleyen nefis bir “akrep” motifi var:

“Yılanın üstünden kalk,” dedi annem. Sevmezdi halıdaki yılanın üstüne oturmamı. O yılan görünmez olursa ya akrep girerdi eve ya da ancak akrebin yapacağı bir kötülük. (s.14)

* * *

On gün geç doğmuş. Ama çok kolay olmuş doğumu. Allah herkese böyle doğum nasip etsinmiş. Çiğdem koymuşlar adını. Çiğdem. Çiğdem.

“On gün bekletti ama bereketiyle geldi,” dedi babam, getirdiği bereketin ne olduğunu açıklamadan.

Yatağın yanındaki sandalyede kıpırdamadan oturuyordu babaannem. (…) “Yıldızı yeni burca girsin diye sabretmiştir,” dedi.

“Akrep bucu” diye bir burç olduğunu o gün öğrendim. (s. 19-20)

 

5.

Arada sırada (özellikle final bölümünde) diyalogların arasına son derece teatral replikler karışıyor. Anlatımın doğallığı bir anda yok oluyor. Ancak yazar da bunun bilincinde ki, hemen diğer karakterin ağzından “şekerli laflar bunlar”, “süslü cümleler” diye şikayeti yapıştırıyor. Yekta Kopan niye böyle yapmış diye uzun uzun düşündüm. Sanırım romanın ortalarındaki Hamlet göndermelerini ipucu olarak kabul etmek lazım. Yani belki de finaldeki kritik yüzleşmeyi Shakespeare-vari ya da eski Yunan tragedyalarını andıran bir sahne olarak kurgulamak istemiş olabilir.

(Finalin habercisi olarak Kırmızı Salyangoz bölümünü de hatırlamak gerek. O da replik kıvamında diyaloglarla dolu bir pasaj.)

Yine de emin olamadım.

 

6.

Aile Çay Bahçesi’nin boğucu atmosferi, rahatsız edici konusu ve kendini sevdirmeyen kahramanlarıyla çok satanlar raflarında yer alması, hem Yekta Kopan’ın başarısı, hem de edebiyat piyasamız için bir umut ışığı. Kitap kulüplerinde okunup üzerinde konuşulacak ideal romanlardan biri olduğunu da not edeyim.

 


Dipnotlar:

(1) Merdümgiriz ne demek diye merak ediyorsanız şu yazıya bakabilirsiniz. Söz konusu tişörtü çok değerli dostum @sarapci bey hediye ettiler. Tişörtün başına bir takım talihsiz olaylar geldi ama neyse ki şimdi adeta yepyeni. Gerekirse bu konuya ileride başka bir yazıda daha detaylı olarak değinebilirim.

Hareketli gif kaynak: http://sploid.gizmodo.com/animating-famous-paintings-are-freaking-hilarious-1459175346