Köln ve bozuk bir piyano

17/07/2017 |

1.

Karşısında organizatör olarak 17 yaşında, iyi niyetli ve çaresiz bir kız vardır. Bu mesleğindeki ilk konser tecrübesidir.

Çok güzel bir hikaye:

Sene 1975, mevsim kış. Sağanak yağmur yağmaktadır. Piyanist Keith Jarrett, Köln'e konser vermeye gelir. Uykusuz ve yol yorgunu bir halde konser mekanı olarak seçilen opera salonuna vardığında başından aşağıya kaynar sular dökülür. Önceden konuşup anlaştıkları piyano yerine, o koca salona sesi yetmeyecek ufacık bir piyano getirmişlerdir. Dahası bu piyano bakımsızlıktan berbat bir haldedir: Siyah tuşların bir kısmı bozuktur, tiz sesler ciyak ciyak bağırmaktadır, baslar duyulmuyordur, pedallar kırıktır. 1400 kişilik salonun tüm biletleri satılmış, konserin başlamasına saatler kalmıştır. Yeni bir piyano bulup getirmek imkansızdır.

"Yok," der Jarrett, "ben bu piyanoyu çalamam. Konseri iptal edin."

Karşısında organizatör olarak 17 yaşında, iyi niyetli ve çaresiz bir kız vardır. Bu mesleğindeki ilk konser tecrübesidir. Jarrett kızın ricalarına dayanamaz ve sırf onu çok zor bir durumdan kurtarmak için sahneye çıkmaya razı olur. Anlatılanlara göre, "Asla unutma," der kıza, "sadece senin için." Unutma derken kastettiği, organizasyon felaketi midir, yoksa yaptığı iyilik mi, orasını bilmiyorum.

Hem Jarrett, hem de ekibindekiler berbat bir konser olacağına emindir ama yine de --belki de gelecekte organizatörlere ibret olsun diye-- önceden planlanan kaydı yaparlar. Zaten doğaçlama çalan Jarrett, o gün sahnede piyanonun arızalarıyla baş edebilmek için stilini değiştirmek zorunda kalır. Tiz seslerden mümkün mertebe uzak durur, kompozisyonlarla oynar, tuşlara bazen her zamankinden daha sert, bazen de daha yumuşak basar. Basların eksikliğini telafi etmek için yeni ritimler uydurur. İddiaya göre kayıtlarda bol bol duyulan iç çekişleri ve homurdanmaları, piyanodan nefret ettiği içindir.

 

Tim Harford'un Messy isimli kitabının önsözünde okudum. Kitabın devamını henüz okumadım.

Gel gör ki, hiç kimsenin tahmin etmediği bir şey olur. Sırf Jarrett'in değil, caz tarihinin en sevilen albümlerinden biri ortaya çıkar. Hatta Köln konseri, gelmiş geçmiş en çok satan solo caz albümü diye kayıtlara geçmiştir.

Tim Harford'un Messy isimli kitabının önsözünde okudum. Kitabın devamını henüz okumadım.

3.

Alışkanlıklardan sıyrılmak yaratıcılığı körükler. Güvenli bölgenizin dışına çıktığınızda ya da kendi önünüze küçük engeller koyduğunuzda ufkunuz açılır. Sanatın her dalı için geçerlidir bu; kime isterseniz sorun, itiraz edeceğini sanmıyorum.

Bir de malum, talihli kaza diye bir şey var. İşlerin ters gittiği ve bu yüzden beklenmedik derecede iyi sonuçların alındığı durumlar. Demin söylediğimizden çok farklı değil aslında. Güvenli bölgenizden asla ayrılmıyorsanız başınıza talihli bir kaza gelme olasılığı çok düşüktür.

Tabii insan adrenalin bağımlısı değilse bu tür bir hadisenin büyük bir konserde başına gelmesini istemez. Başına geldiğinde de insanları bu derece hayran bırakacak bir performans sergilemek, ancak yıllarca bıkmadan usanmadan çalışarak, kendini geliştirerek mümkündür.

Neresinden bakarsanız bakın, benim gibi mükemmeliyetçileri ve mükemmeliyetçiliğin başa bela olduğunu bilenleri düşündüren bir öykü.

4.

İtiraf:

Birkaç aydır Köln konserinin kayıtlarını dinliyorum. Dikkatli bir caz dinleyicisi olmadığımdan mı, yoksa Jarrett gerçekten müthiş bir performans sergilediğinden mi bilmiyorum ama piyanonun kötü bir durumda olduğunu, çirkin sesler çıkardığını hiç anlamadım. Bu hikayeyi duymasam farkına bile varmazdım.

Dahası, Jarrett'in sıkıntıdan ziyade, zevk ve coşkuyla o sesleri çıkardığını düşünürdüm.

5.

Yıllar sonra Der Spiegel dergisinin Jarrett'le yaptığı söyleşiden:

Köln konseri, bilhassa 70'lere o kadar çok çalınmış, Amerika'da belirli bir hayat tarzına o kadar damgasını vurmuş, Rivayete göre Jarrett albümün "fon müziği" olmasından çok şikayetçiymiş.

"Müziği unutmayı da öğrenmeliyiz," demiş. "Yoksa geçmişin bağımlısı oluruz."

Vasat olmayanın bile vasatın bir parçası halini alması fena şey.