Körburun (Can Yayınları, 2016)


Körburun, hem uzak hem yakın bir ada… Sapa, içine kapalı ama bir o kadar da yakınındaki anakaranın uzantısı. Kuşaklardır gözden ırak, ağır akan yaşantısı aslında hiç yabancısı olmadığımız bir öykü anlatıyor bize. Eski, “ah ne güzel komşularımız” ile geçen günlerden gittikçe kendi içine kapanan, içine kapandıkça da kendi kurallarındaki dayatmacılığın sertleştiği bir yaşamın adım adım örüldüğü Körburun'da gürültülü şeyler hakkında susulur, günlük sesler ise uğultuya dönüşür.

Hikmet Hükümenoğlu, üç kuşağın aşklarını, hırslarını, düş kırıklıklarını anlattığı Körburun'da “büyük roman”ı deniyor ve bizi öykünün bireyi aştığı yere bakmaya yönlendiriyor. (Arka kapaktan)

“Birazdan güneş doğacaktı. Uyuyan cırcırböcekleri uyanacak, yorulanlar uykuya dalacak, insanlar yataklarından kalkıp kahvaltı masasına geçecekti. Yıldızlara bakılırsa bulutsuz, rüzgârsız, ılık bir gün olacaktı. Önce uzaktan düdük sesi duyulacaktı, sonra şehir hatları vapuru, yosunların kokusunu kabartan köpükler çıkararak iskeleye yanaşacaktı. İçi her zamanki gibi çay ve mazot kokacaktı. Halatlar atıldıktan birkaç dakika sonra hemen toplanacaktı; vapur Körburun'da çok beklemeyecekti çünkü Seher'den başka yolcusu olmayacaktı büyük olasılıkla.”

"Sadece büyük toplumsal olaylar ve onların dinamikleriyle ilgilenmemiş Hükümenoğlu. Kadın erkek ilişkileri, dostluklar, kıskançlıklar, iş hayatı, gündelik hayatın değişimi gibi konular da eleştiriden nasipleniyor; özellikle de evlilik müessesi (...) Romanı edebi açıdan değerli kılan Hükümenoğlu’nun çok sayıda hikaye, kişi ve olay barındıran ‘Körburun’u çok akıcı ve gerilimli tek bir hikaye biçiminde kurgulamış ve anlatmış olması. Önceki romanlarında korku ve gerilim yaratma becerisini göstermişti. ‘Körburun’da somut bir tarihi bu becerilerini kullanarak hikaye etmiş. Asıl korkunç olanın insan ruhunda, tutkularında, arzularında gizlendiğini bir kez daha sergiliyor..."

A. Ömer Türkeş (Radikal Kitap, 19/08/2016)


"Hükümenoğlu'nun adası ise hiç şüphesiz bir Türkiye metaforu. Bir küçük adaya bir büyük ülke tarhinin kırılma noktalarını yerleştirmiş yazar. Ki bunda da başarılı olmuş. Ancak yerel bağlamları bir kenara bıraktığımızda da pek çok anlam ifade ediyor Körburun çünkü başat meselesi her ne kadar Türkiye ise de yazarın, kahramanları ve onların başına gelen sıkıntılar, mutluluklar, yani kısacası olaylarla da yerel motiflerden sıyrıldığını görüyoruz. Bu anlamda Hükümenoğlu bir ada hikâyesi üzerinden geçmişe ait "güzel" bir Türkiye manzarası sunarken bize diğer yandan evrensel düzlemde de anlattığı insan(lık) hikâyeleriyle özgün bir kapı aralıyor kendine."

Eray Ak (Cumhuriyet Kitap, 01/09/2016)


"Hikmet Hükümenoğlu’nun son romanı Körburun büyük bir roman. Bunu söylerken, kelimenin işaret ettiği iki anlamı da kastediyorum: İlk olarak, yaklaşık 600 sayfaya yayılan bu cüsseli roman, elinize aldığınızda size uzun soluklu bir okuma vaat ediyor. İkinci olarak ise –fiziksel hacminden çok daha önemlisi– kapsadığı zaman ve gerçekliğin yanı sıra içerdiği karakter sayısı ve bundan mütevellit girift ilişki ağlarıyla, okudukça başka başka kapılar açarak okuru yeni dünyalara davet eden, zamanda yolculuklara çıkaran, farklı temalar arasında yumuşak geçişlerle seyahat ettiren, kurmacanın geniş topraklarına yayılmış, zengin bir eser."

Melisa Kesmez (SabitFikir, Eylül 2016)

En yeni yazılar


En çok okunan yazılar


Blog